SES Nedir ?
SES Canlılarda işitme algısını oluşturan moleküllerin titreşmesi sonucu yayılan bir tür mekanik enerjidir.Her çeşit ortamda moleküllerin titreşimi yoluyla yayılan bir tür mekanik enerjidir. Gazlar, katı maddeler ve sıvı ortamda titreşimler oluşturarak yayılan bir enerji türüdür. insan kulağında işitsel duyulanma uyandırabilen, maddesel ortam titreşimleridir şeklinde açıklamalarla bunu izah edebiliriz.
Sonuç olarak, ses bir enerji türüdür. Bunun için kullanılan ölçü birimi desibel'dir. Sesin yayılma hızı ortamın özgül ağırlığına ve esnekliğine bağlı olarak da değişir.
Ses konusunun çok iyi bilinmesi ses yalıtımında etkili sonuçların alınmasına vesile olacaktır. Bu nedenle, önce ses ile ilgili bazı temel konular açıklanmaktadır.
Ses, bir ortam içerisinde titreşimlerden oluşan fiziksel bir hareket şeklinde yayılır. Titreşim yüzdesi geniş bir dizi üzerinde değişebilir. Eğer bu hareket işitme frekansı dizisi içinde ise kulak ve diğer yardımcı alıcı organizmalar tarafından ses olarak algılanır.
Sesin bir noktadan ötekine iletimi için, elastik bir ortamın varlığı gereklidir. Bazen cisimler çevrelerindeki havayı titreştirirken, titreşim hareketleri hissedilir, hatta görülür. Sesin havadaki hızı, sıcaklık, basınç ve neme bağlı olarak az da olsa değişebilir. Sesin, 20°C oda sıcaklığında hızı; 344 m/s 'dir.
Frekans, bir partikülün bir saniye süredeki yer değiştirme ya da salınım sayısına verilen addır. Buna devir de denilebilir. Birimi Hertz(Hz)'dir. Çoğu ses (konuşma, müzik, gürültü) çeşitli frekansları kapsar. Bu nedenle akustik problemler işitme frekansı spekturumu boyunca incelenmektedir.
İşitme frekans aralığı 20 Hz ile 20000 Hz sınırları içinde bulunan alanı kapsar. Kişiye ve yaşa göre az da olsa değişen bu aralık içinde yer alan 10000 Hz 'in üzerindeki frekanslar, müzikten zevk alma ve konuşma anlaşılırlığı kapsamında dikkate alınmaz. Bu spektrum içinden seçilmiş merkez frekanslar ise 63, 125, 250, 500, 1000, 2000 ve 4000'dir.
Havadaki salınım, moleküllerin zıt basıncında artma ve azalmalara neden olur. Bu salınım yüzdesi titreşimin frekansıdır. (saniyedeki devir sayısı ile ölçülür) Titreşimin bir devri sırasında ses belli bir yol alır, buna da dalgaboyu denir.
Sesin dalga boyu 20-10.000 Hz arasında, 25 mm-17 m 'dir. Frekans ve dalga boyu arasındaki ilişki oditoryumların akustik dizaynında önem kazanır. Hacim içerisindeki ses yutucu, yansıtıcı ve yayıcı yüzey boyutları; yutacak, yansıtılacak, yayılacak frekansların dalga boyları ile orantılı olmalıdır.
Perde, düşük frekanstan yüksek frekansa uzanan bir ölçek üzerinde seslerin sıralanmasında yardım eden işitsel duyudur. Ayrıca frekansla beraber artar veya azalır. Perde, frekansın fiziksel özelliğine psikolojik bir tepkidir. Kavram olarak benzeseler de perdenin subjektif duyumu sadece frekansa bağlı değildir. Eğer notanın frekansı ikiye katlanırsa, perde tam olarak bir oktav atar. Ancak, perde aynı zamanda notanın şiddetine bağlıdır.
Perdesi olan bir ses duyusu "Ton" adını alır ve eğer tek bir frekanstan oluşuyorsa buna "Saf Ton" veya "Basit Ton" denilir.Bu tip ses dalgası, zamana karşı basınç değişimi çizildiğinde, bir sinüs eğrisi şeklindedir. Bir flütte pes bir notanın yumuşak çalınması, Audio Oscillator ve Diyapazon yardımıyla saf ton üretilebilir. Çoğu müzik sesleri sadece saf tonlar değil, bir çok frekansı içeren sesleri de üretir ve bunlar "Kompleks Ton" adını alırlar. Bir kişinin duyduğu bir tonun basit ya da kompleks olduğunu anlaması o kişinin deneyimi ve dinleme alişkanlığına bağlıdır.
Duyduğumuz sesler genellikle birbiri üzerine binmiş çok frekanstan oluşur. Bunların içindeki en düşük frekansa "temel frekans" (fundamental ton) denir. Müzikal bir notanın temel bir frekansı ve daha yüksek frekansların bileşenleri olan Over-Ton 'ları vardır. Bu harmonik seslerin her biri, temel frekansın katları ise harmonikler olarak adlandırılır. Bu harmonikler müzikal bir sese seçkinlik ya da renk (timbre) verir. Çoğu müzikal sesler için tüm kompleks tonun perdesi temel frekansınki ile aynı gibi görülür. Ancak Over-Ton 'lar belirginleştirici özellikler katar.
Bir ses alanında bir noktadaki akustik enerji akımının, gücü, yoğunluğu vardır ve basınç uygular. Bu bakımdan ısı, ışık, hidrolik ve elektrik enerjilerine benzer. Sesin miktarının (hem fiziksel, hem de fizyolojik bakımdan) sayısal olarak tanımlanması oldukça karmaşık olmakla beraber, kullanımı, mimari akustik kapsamında sınırlandırılıp, sadeleştirilerek tartışılabilir.
Bir ses dalgasına bağlı olarak hava partiküllerinin titreşimi yoluyla atmosferik basınçtaki dalgalanmaya "ses basıncı" denir. Kulak, oldukça küçük olmalarına karşınbu basınçların çok geniş bir dizisine cevap verir. Fiziksel akustikte ses basıncını ölçmek için kullanılan skala çok geniş bir diziye yayılır. Ancak, kulağın her şiddetteki ses basınç farklılıklarına eşit derecede cevap vermediği gerçeğine dayanarak ses basınçları logaritmik bir skala üzerinde (decibel, dB) ölçülür.
dB = 20 log10 (P/Pref)
Burada; P = Söz konusu olan sesin etkin ses basınç değeri,
Pref = Bir ses alanının etkin ses basıncı (basınç değeri sıfır olan)
Etkin ses basıncı 0.0002 Mikrobar (Din/cm²) olduğunda; ses basınç düzeyi "0" dB olur. Basınç 100.000 kez artırılırsa ses düzeyi 100 dB artar.
- 0.02 Mikrobar 40 dB
- 0.2 Mikrobar 60 dB
- 2 Mikrobar 80 dB
- 20 Mikrobar 100 dB
Enerjinin harcanma yüzdesi akustik gücü oluşturur. Akustik güç, diğer enerji türlerinin güçlerine kıyasla daha küçüktür. Bir konuşmanın akustik güç çıkış zirvesi; 4 üzeri 1/1000 W 'tır ve ancak 25000 konuşan kişinin maksimum ses gücü toplamı bir 100 W 'lık elektrik lambasını yakacak güçtedir.
Bir noktasal kaynaktan yayılan ses dalgası, serbest alanda, (başka bir ses kaynağı ya da yansıtıcı yüzeyler olmaksızın) giderek büyüyerek, küresel olarak yayılır. Ses alanı içinde verilen bir noktada, belirli bir doğrultu içindeki birim alandan geçen akustik gücün ortalama miktarına "ses şiddeti" denir. Birimi W/m² 'dir. Bir dalganın ses kaynağına uzaklığı iki katı arttığında, küresel alan dört katı artar. Ses şiddeti uzaklığın karesiyle ters orantılı olarak azalır.
Ses Şiddeti = Ses Basıncı / Toplam Küresel Alan
I = W/4?d²
Burada; W = Ses Basıncı (W),
I = Ses Şiddeti (W/cm²),
D = Uzaklık (cm) 'dir.
Hafif bir ses, sessiz bir hacimde anlaşılabilir olsa da, bir uçak motoru yanında yüksek bir sesin bile duyulması güçtür. Sesin, daha güçlü bir ses kaynağı tarafından çıkarılan ses tarafından boğulması ya da maskelenmesinin nedeni; işitsel sinirlerin, tüm etkileri aynı anda beyne iletilmemesidir.
Maskeleme etkisi, akustik tasarımın yetersiz olduğu salonlarda, istenmeyen gürültülerin, istenen seslerin duyulmasını güçleştiren hatta olanaksız kılan etkiye verilen addır.
Düşük frekanslı sesler, genel olarak yüksek frekanslı sesler üzerinde, maskeleme etkisi yapar. Bu nedenle, sadece dışarıdan gelebilecek gürültüler değil aşırı miktarlardaki düşük frekanslı sesler, tüm işitme frekansları dizisindeki istenen sesleri maskeleyeceğinden dolayı, konuşma ya da müzik içinde ciddi karışıklıklara yol açabilir. Bunun önlenmesinde atılacak en gerçekçi adım, salonun akustik açıdan tasarımına önem verilmesidir. Ancak belli bir sürekliliği olup, fazla yüksek olmayan gürültüler bir süre sonra kabul edilebilir bir arka plan gürültüsü olarak algılanır ve hatta olası rahatsız edici başka gürültülerin psikolojik olarak daha az duyulmasını sağlayabilir.
Ses kaynağı, ses dalgalarını her yöne yaysa da, yansıtıcı yüzeylerden yoksun bir bölgede yayılan sesin şiddetinden bir yönde bahsedilebilir. Aslında frekansa göre sesin yayılma düzeni değişir ve bu insan sesi, müzik enstrümanları, hoparlörler gibi pek çok ses kaynağı ile fark edilebilir.
Yüksek frekanslarda ses yayılımı, ses kaynağının daha çok boylamsal aksında gerçekleşirken orta ve düşük frekanslarda tüm yönlere üniform olarak gerçekleşir. Bu, çok geniş oditoryumlar da gözlenebilir. Ancak açık sahne ve arena gibi tiyatrolarda ciddi problemler oluşur. Burada, yüksek frekans bileşenleri kaybında yansıtıcı duvar ve tavanın önemi ortaya çıkar. Deneyimler göstermiştir ki, insan sesi yayılma düzeninde, öne doğru 90° 'lik bir açı içerisinde kalan alanda frekans ayrımı önemsizleşir.
Ses yalıtımının ısı yalıtımına benzeyişinin nedenleri, bu iki tür enerjinin yayılış biçimleri ile kolayca açıklanabilir. Isı, üç biçimde yayılır. Bunlar; ışınım (radyasyon), iletim (kondüksiyon) ve taşınımdır (konveksiyon). Ses ise, maddesel ortamın titreşimleri olduğundan yalnızca maddesel ortamda yayılabilir. Bu nedenle ısının iletimle ve taşınımla yayılmaları ile karşılaştırmak yetersizdir.
Yapı elemanlarının ses yalıtımı literatürlerde "ses azalma göstergesi" veya "ses geçiş kaybı" olarak anılan tanımlarla verilir. Tanımları farklı olmakla birlikte sonuçta her iki kavram da birbirinin aynıdır. Yapı elemanlarının kaynağa dönük yüzeyindeki ses düzeyi ile arka yüzündeki ses düzeyi arasındaki farka eşittir.
Kütle korunumu kanununa göre, tek katmanlı bir bölücü elemanın ses azaltma göstergesi, yüzeysel yoğunluğuna bağlıdır. Yüzeysel yoğunluğun (kütlenin) iki kat arttırılması 5-6 dB ses azaltma göstergesi sağlar. Arada hava boşluğu bırakılarak yapılan iki veya daha çok katmanlı bölücü elemanlarda sağlanacak ses azaltma göstergesi yüzeysel yoğunluktan başka, aralığın genişliğine ve katmanların birbirine bağlanma şekillerine de bağlıdır.
Rüzgar, ısı ve diğer fiziksel etkilerin dışında ses, kaynağa bağlı küresel yüzeyler halinde hava içinde yayılır. Bu yayılan enerjinin bir bölümü, karşısına çıkan engelin yüzeyine çarpıp, yüzeyin normali ile eşit açı yaparak yansır. Bir bölümü ise engelin yapısına bağlı olarak, çeşitli şekillerde geçer. Diğer bir bölümü de engeller tarafından tutulur.
İnsanların algılayabilecekleri ses düzeyi bir frekans birimi olan Hertz (Hz) ile ölçülmektedir. Ses dalgaları adı verilen bu titreşimler, komşu moleküller arasında enerji naklederek, fakat cisimlerde bir hareket olmadan, katı, sıvı ya da gaz ortamdan geçebilmektedir.
Bir hacmin iç yüzeylerinin yutma çarpanları çok düşükse (sıva, tuğla, mermer, PVC yer kaplaması, seramik gibi) bu yüzeyler, gelen ses enerjisinin, örneğin; yalnızca %1 'ini yutuyorsa, bu hacimde ses düzeyi, açık havadakine oranla 20 dB daha yüksek olur (Ard arda yansımalarla üst üste binen enerji yaklaşık 100 katına çıkar). Eğer aynı hacimde hem ince, hem de kalın sesler için yutma çarpanı çok yüksek olan gereçler kullanılıyorsa, ses düzeyi 20 dB yükselmeyebilir. Yani, açık havada bir gürültü kaynağının 3 m uzaklıktaki bir noktada gürültü düzeyi 70 dB ise, bir iç mekanda aynı kaynaktan 3 m uzaktaki noktada gürültü düzeyi, eğer iç yüzeyler çok az yutucu ise 90 dB, çok fazla yutucu ise 71-73 dB olur.
Bir ses yutucu malzeme ile enerjinin tamamının yutulması beklenmemelidir. Bu nedenle, gürültü seviyesinde 10 dB 'den daha fazla bir azalma beklenmesi pratik olmadığı gibi ekonomik de olmamaktadır. 10 dB azalma gürültü düzeyinin yarı yarıya azalması şeklinde algılanır.
Son yıllardaki bilimsel ve teknolojik gelişmeler sonucu toplum hayatında ortaya çıkan gürültü sorunu, ülkemizde de önem kazanmaya başlamıştır. Aslında gürültü kontrolü, çağdaş yaşam konforunun ayrılmaz bir parçası olup, insan sağlığı ile de doğrudan ilişkilidir. Gelişmiş ülkelerdeki yapılarda canlıların, özellikle insanın, gürültüden korunması, uyulması zorunlu yönetmelik ve standartlarla güvence altına alınmıştır. Ülkemizde ise henüz, bazı önemli yapılar hariç, bu konuda ciddi ve tutarlı sayılabilecek herhangi bir yönetmelik veya standart yoktur.
Gürültünün insan sağlığı üzerindeki olumsuz etkileri yanında, günlük normal faaliyetleri (radyo dinleme, kişiler arasındaki konuşma, televizyon seyretme, telefonla konuşma, uyuma) de olumsuz yönde etkilediği saptanmıştır. Diğer ülkelerde yapılan çalışmalar Avrupa 'da ki bazı konutların ses yalıtım oranlarının bile uluslararası standartların altında olduğunu göstermektedir. Ancak, yeni yapılan binalarda standartlara uygun ses yalıtımının sağlanması için gereken özenin gösterildiği saptanmaktadır.
Ülkemizdeki çalışmalarda ise konutların ses yalıtım durumlarının Avrupa 'da ki konutlara göre daha kötü olduğunu göstermektedir. Hatta İstanbul ve İzmir 'deki konutların çoğunluğunda konut içi gürültü düzeyinin rahatsız edici düzeylerde olduğu bile saptanmıştır. Bu durum, konutlardaki ses yalıtımına Türkiye 'de henüz gerekli özenin verilmediğini ortaya koymaktadır.
Gürültünün kendi kaynağında yok edilmesi mümkün olmadığı zaman, ortamda yayılmasını engellemek için gerekli önlemler alınır. Bu önlemler, sesin yayıldığı ortama engel, panel veya duvar yapılması ile sağlanır. Bu durumda engel malzemenin ses iletim kaybı ve ses yalıtım oranı önemli rol oynar.
Sonuç olarak, ortamdaki sıcaklık yükseldikçe ses hızı artmakta, basınç artınca ses hızı düşmektedir
Yapılarda su-nem yalıtımı, nereden, ne şekilde, hangi şiddette gelirse gelsin, suyun veya nemin yapının bir kısmına veya kapsadığı hacimlere zarar vermesini önlemek amacıyla yapılır. Bu yalıtım, su ve nemin ahşap, metal, taş, tuğla gibi gereçler üzerindeki olumsuz etkilerine karşı uygulanırlar.
Su yalıtımı konusunda ülkemizde son yıllarda gösterilen çabalar sevindiricidir. Dünya pazarında var olan ürünler imalat ve ithalat yoluyla uluslararası pazarlarda yerini yavaş yavaş almaktadır. Diğer taraftan, kalite ve estetik anlayışında yan endüstri ürünlerinin çeşitliliği ile bir ivme de kazanmıştır denilebilir. Şu anda, dikkat edilmesi gereken iki önemli unsur dışında ilerlemenin son derece sağlıklı gelişmekte olduğu söylenebilir.
Su yalıtımı alanında çalışmalarını sürdüren işletmelerin 2000 'li yıllarda gündemi işgal edecek sorunlardan en önemlileri;
Ürün kalitesinde standardizasyonun sağlanması ve
Dünya pazarlarında ürün kalitesinin aynı standartlarda hizmetlerle desteklenmesidir.
Diğer taraftan, farklı niteliklerdeki malzemelerin her detaya önerilmesi ve uygulanması, birinci derecedeki sorun olarak karşımızdadır. Unutulamamalıdır ki, her bir su yalıtım malzemesi teknik özelliklerine göre farklı alan ve amaçlar için kullanılmak üzere üretilmişlerdir. Bu farkın dikkate alınmaması neticesinde, yalıtım malzemesi olmasına karşın, sürekli risk içeren bir uygulama olmaktadır.
Bu konuda şu husus örnek olarak verilebilir. Polimer bitüm membranlarda, birbiri ile tamamen aynı görülen ancak su yalıtım kabiliyetleri çok farklı ürünler üretilebilir. Teknik özelliklerindeki bu farklılık, maliyetleri, dolayısıyla ürünün fiyatını etkiler. Bazen de adil olmayan ticari rekabet ortamı oluşturabilir. Üretici, ihracatçı ve pazarlayıcı firmaların bu konuda kısa vadeli satışları hedefleyerek müşterileri doğru seçeneğe yönlendirmemeleri, telafisi güç, uzun vadeli ve sektörü olumsuz yönde etkileyecek başka sorunların da doğmasına neden olabilir.
Su yalıtımında kullanılan veya kullanılması düşünülen ürünlerin TS 'ye ve/veya yabancı standartlara uygun nitelikte üretilmesi gerekmektedir. Ürünlerin standarda uygunluk belgesi almış olması yeterli değildir. Haksız rekabet ortamında avantaj sağlamak amacıyla düşük teknik özelliklerde üretilmesi ve satılması uzun vadede zarar görmesine neden olabilir.
".
Su yalıtım alanında ikinci önemli sorun ise ürünle birlikte kullanıcıya sunulan hizmetin kalitesindeki farklılıktır.
Binalarda ısı yalıtımı; mevsim şartlarına göre binayı ısıtmak veya soğutmak için sağlanan soğuk ya da sıcak havanın dışarıya kaçmasını/girmesini önleyerek ısı ekonomisi ve ısıl konfor sağlamak amacıyla yapılır.
Bina yapımındaki gelişmeler ile birlikte yapılar kalın boyutlu ve ağır malzemelerden narin-ince boyutlu hafif malzemelere geçmiştir. Bu durum, sağladığı birçok yarar yanında yapı fiziği ve ısı yalıtımı konularında daha dikkatli davranmak gereğini ortaya getirmiştir. Binanın ısı yalıtımı; yapının gerek kışın, gerekse yazın karşılaşacağı dış şartları güvenle karşılayabilecek şekilde düşünülmelidir. Binanın ısı etkilerine karşı yalıtılmasındaki amaç yapının zararlı boyutlarda ısı hareketleri ve buhar yoğuşması sonucu zaman içinde yapı hasarlarının (don hasarı, nem hasarı, küflenme, bozulma, demir aksamının çürümesi-korozyonu vs) ortaya çıkmasını önlemektir. Dolayısıyla yapının bakım masraflarını sınırlı düzeyde tutmak, yaşanılan iç ortamın konfor şartlarına uygun, kışın ısıtma, yazın soğutma enerjisinden tasarruf sağlayarak aile ve ulusal ekonomimize katkıda bulunmaktır.
ctrum meant it was like seeing this epic, 12 year old cinematic masterpiece for the very first time.
İçinde yaşadığımız konutlarda ısı yalıtım amaçlı konforu sağlamak ve optimum şartlarda sıcaklık dengesini kurmak, yapılarda kullanılan malzemenin seçimi ile direkt ilgili bir durumdur. Seçilen malzemenin hangi türden bir yapı malzemesi olursa olsun, ısısal yalıtım etkileri ve ısı geçirimlilik karakteristiği analiz edilerek, irdelenmelidir. Yapılarda iç hava sıcaklığının ve buna bağlı olarak yapı kesitini oluşturan (duvarda, tavanda, tabanda) elemanların iç yüzey sıcaklıklarının belli değerlerde olması gerekmektedir. Yapılan literatür araştırmaları, iç ortam sıcaklığının 18-20 °C, yapı elemanı sıcaklığı ise 16-18 °C’de olması ile arzu edilen konfor şartlarının sağlanabileceğini göstermiştir. Ayrıca, yaz ve kış iklim şartlarında her iki sıcaklık derecesinin 3-4 °C’ lik bir farkla kabul edilmesi yeterli görülmektedir.
Binalarda ısıtma enerjisi ihtiyacı dış duvar türüne bağlı olarak değişmektedir. Tüketilen bu enerjinin büyük bir kısmı, ısıtma ve soğutma amaçlı olmaktadır. Kullandığımız binalar, kışın büyük ısı kayıplarına, yazın ise büyük ısı kazançlarına maruz kalmaktadır. Gerek müteahhitler, gerekse konut kullanıcıları genelde bu olayı göz ardı etmekte, binanın sadece estetik ve güzel görünüşüne ağırlık vermektedirler. Durum böyle olunca, özellikle bina inşaatı esnasında uygun olmayan yapı malzemeleri seçimi ve yapılmayan basit uygulamalar ile binanın kullanım ömrü süresince, hem konut sahiplerine hem de daha fazla enerji tüketimi ile çevre üzerine olan olumsuzluklar artarak devam etmektedir.
Isı yalıtımı sonucu sağlanan yakıt tasarrufu ve hava kirletici atıklardaki azalma miktarı hesaplandığında Tablo 1.1 ve 1.2’deki sonuçlar elde edilmiştir.
Yapılan analitik hesaplara göre, iyi bir ısı yalıtımı ile enerji tüketiminden %70-80 tasarruf sağlamak mümkün görünmektedir. Basit bir ısı yalıtımı durumunda ise bu kazanç yaklaşık %50 düzeyindedir. Yine, iyi bir yalıtım ve enerji yönetimiyle 150 kWh/Yıl olan enerji tüketimi 70 kWh/Yıl 'a düşürülebilir. Konunun daha iyi açıklığa kavuşturulması bakımından Tablo 1.3 'de verilmiştir.
Yalıtım Derecesi
Dış Kapılar ve Pencereler
Çatı
Dış Duvar
Döşeme
Isı İhtiyacı kWh/Yıl
Yetersiz
Çift Cam
18 cm Beton
30 cm Delikli Tuğla
18 cm Beton
34.790
Orta
Çift Cam
+5 cm Yalıtım
+5 cm Yalıtım
+5 cm Yalıtım
15.280
İyi
Üç Cam
+15 cm Yalıtım
+12 cm Yalıtım
+10 cm Yalıtım
8.790
Tablo 1.3. Yalıtım Derecelerine Göre Isı İhtiyacı
Tablo 1.3 incelendiğinde binanın yalıtım derecesinin "yetersiz" düzeyden "iyi" düzeye getirilmesi durumunda ısı ihtiyacında %74.7 gibi oldukça önemli düzeyde bir azalma söz konusudur. Diğer bir deyişle, yalıtım düzeyi yükseldikçe enerji tüketimi azalmakta, yaklaşık %75 gibi önemli boyutlarda enerji tasarrufu sağlanmaktadır.
Yapıların ısı etkilerinden korunması, yalnızca yapıları kullananlara daha sağlıklı bir yaşam ortamı sağlamakla kalmaz, ısıtma ve soğutma sistemleri ilk yalıtımlarda ve yıllık enerji giderlerinde tasarrufları da beraberinde getirir. Azalan yakıt tüketiminin hava kirliliğini azaltma çabalarına katkısı da küçümsenmeyecek boyuttadır. Diğer taraftan, tasarım aşamasında düşünülecekısıl korunum önlemleri yapıların neme karşı korunmaları için gerekli birçok önlemin alınmasını sağlayacak, böylece de yapıların ömrünün artması yönünde önemli adımlar atılmış olacaktır.
Isı yalıtımsız dış duvarda, malzemeye bağlı olarak ısı geçirimliliği, binanın ısıtma enerjisi gereğini artırmakta; bu durumda çevre kirliliğine neden olan gaz oranları da artmaktadır. Yalıtımdan vazgeçerek, yapım maliyetinin düşürülmesibir avantaj olarak görülmekte ise de termal konforu sağlamış bi iç ortamda yaz ve kış mevsimlerinde harcanan enerji ile kullanıcılar, ulusal ekonomimiz ve çevremiz büyük kazançlar sağlamaktadır.
Özellikle son yıllarda, elektrik tüketimine yönelik, yeni yatırımların yapılamayışı, gelecek dönemlerde başlaması muhtemel elektrik kesintileri ve her geçen gün dövize bağlı olarak artan petrol ve türevi yakıtların tüketiminde, acilen tasarrufa yönelmemize dair bir işarettir. Bu nedenledir ki, büyük oranda enerji tüketiminin olduğu yapılarda, ulusal ve/veya bölgesel mevsim şartları göz önüne alınarak, yalıtımın zorunlu tutulması artık kaçınılmaz görünmektedir.
Bu konuda yerel yönetimlere büyük sorumluluklar düşmektedir. Yerel yönetimler, mevzuatlarında ciddi ve tutarlı yaklaşımlarla seri değişiklikler yaparak, yalıtım projesi olmayan ve yalıtım projesini uygulamayan binalara kullanma izninin verilmemesi yoluna gidilebilir. Diğer taraftan, ilgili birim veya kamu kuruluşlarıyla yakın işbirliği yapılarak bu durumdaki binalara elektrik, telefon vb alt yapı hizmetlerin verilmesi bu şarta bağlanabilir. Böylece, binanın yalıtılması bir zorunluluk haline sokulabilir. Böyle bir çalışmaya geçerken, ilgili tarafların bina yalıtımının gerekliliğine ikna edişmesi veya inandırılması konusu beraber yürütülmelidir. Bu konuda, eğitim-öğretim, basın yayın gibi kuruluşların söz konusu çalışmanın içine sokulması gerekliliğinin yanı sıra sürekli gündemde tutulmalıdır.
Aslında ısı ihtiyacının tespit edilmesi iki bakımdan gereklidir. Birincisi, mevcut enerji kaynaklarının korunabilmesi ve hava kirliliği önlemleri, yapılardaki enerji ihtiyacının gerçekten enerji tasarrufu sağlayacak ve hava kirliliğini önleyecek şekilde ısıtılmalarının planlanabilmesi için planlayıcıların eline bir hedef değer verilmesi istenmektedir. İkinci olarak, anılan uygulama için, birinciye göre daha kesin bir fiziksel yönteme ihtiyaç vardır.
Diğer taraftan, hava kirliliği sadece ülkemizin bir sorunu değildir, evrensel bir boyutu vardır. Fosil yakıtların giderek daha fazla tüketilmesi sonucu doğanın kendisini temizleyebileceğinden çok daha fazla kirlilik atmosfere yayılmaktadır. Buna paralel olarak, malesef yanma ürünü olarak atmosfere yayılan CO2 'nin doğal temizlenmesi görevini üstlenmiş olan yeşil alanlar hızla daralmakta ve her geçen gün dünya atmosferindeki CO2 miktarı artmaktadır. Katı, sıvı ve gaz yakıtların yanması sonucu yakacağın türüne ve yanma işlemine bağlı olarak çeşitli miktarlarda değişen, azot oksitler, karbonmonoksitler, hidrokarbonlar, klor, halojenli bileşikler, polisilik organik maddeler ile partikül halinde katı maddeler atmosfere yayılmaktadır. Bunlar insan sağlığına, doğal hayata ve dolayısıyla ulusal ekonomiye çeşitli etkilerde bulunmakta ve ekolojik dengenin bozulmasına neden olmaktadır.
Ülkemizde hava kirliliği üzerine yapılan bilimsel çalışmaların büyük bir çoğunluğu termik santraller ile endüstriyel tesislerin bacalarından ve taşıtların egzozlarından çıkan gazlar üzerinedir. Konuya ışık tutması bakımından Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı 'nın 1993 ve 1997 enerji istatistikleri verilerine göre enerji tüketiminin sektörel dağılımları Tablo 1.4 'de verilmiştir.
Yine aynı kuruluşun verilerine göre, ülkemizde 1993 yılında tüketilen yakıtın %32 'sinin ısıtma amaçlı kullanıldığı görülmektedir. Bu şaşırtıcı tablonun yanı sıra, ısıtma için tüketilen yakıtın endüstri ve ulaştırmada olduğu gibi tüm yıl boyunca değil de sadece kış aylarında tüketildiğini (Aralık, Ocak ve Şubat aylarında %65) ortaya koymaktadır.
Sektörler
Tüketilen Enerji 1993 (%)
Tüketilen Enerji 1997 (%)
Konutlar
36
41
Endüstri
34
33
Ulaştırma
21.4
20
Tarım
5
5
Diğerleri
3.6
1
Toplam
100
100
Tablo 1.4. Enerji Tüketiminin Sektörel Dağılımları
Endüstriyel tesislere sahip olmayan ve trafiği de yoğun olmayan Tokat, Kastamonu, Erzurum, Sivas, Diyarbakır, Düzce ve Elazığ gibi şehir merkezlerinde hava kirliliğinin tamamen ısıtma amaçlı yakıt tüketiminden kaynaklandığı ileri sürülmektedir. Yapılarımızda ısı yalıtımına gereken önemin verilmeyişi, ısınma için sarf edilen yakıt miktarını artırmaktadır. Ayrıca, kaliteli yakacakların pahalılığı, ekonomik gücü zayıf olan halkımızın ucuz fakat çevreyi daha fazla kirleten linyitlere doğru yönelinmesine neden olmaktadır. Ülkemizdeki linyitlerin tümüne yakın bir kısmının; ısıl değeri düşük, kül, nem, kükürt ve azot içerikleri oldukça yüksektir. Isı değerinin düşük olduğu birim enerji tüketimi için daha fazla yakılmalarını gerektirmekte ve bu da çevreye daha fazla kirletici yayılmasına neden olmaktadır.
Gelişmiş ülkelere göre, ülkemizde kişi başına tüketilen enerji miktarı 1/3 oranında olmasına karşın, ısınma için sarf ettiğimiz enerji %100 daha fazladır. Yani, ülkemizde ısınma için aşırı bir yakıt tüketimi vardır. Ülkemizde birim hacmi ısıtmak için harcanan enerji Fransa 'dan yaklaşık %50, İsveç 'ten ise %230 daha fazladır. Bu aşırı yakıt tüketimi, ülkemizin coğrafi konumundan değil, ısı yalıtımına gereken önemin verilmeyişi ile standart dışı yapılaşma ve kentleşmeden kaynaklanmaktadır denilebilir.
Bugün ülkemizde ciddi ve tutarlı yaklaşımlarla, ısı yalıtımı uygulamadan inşa edilmiş yaklaşık 10 milyon dolayonda binanın olduğu tahmin edilmektedir. Bu binalarda uygulanması hiçbir teknolojik zorluk arzetmeden herkesin kolaylıkla uygulayabileceği seri-basit yalıtım uygulamaları ile ısınma için sarf ettiğimiz enerjinin asgari %50 'sini geri kazanmak mümkün görünmektedir.
Avrupa Birliği (AB) ülkeleri ile ısı yalıtım kurallarını ortak bir standart haline getirme çabaları sürmektedir. Ayrıca, sadece yapı elemanlarının ısı iletim katsayıları yapılan tasarrufun yeterli olamayacağı görüşündedir. Söz konusu ülkeler, havalandırma kayıplarını azaltmak için reküperatör, eşanjör ve ısı pompası yardımı ile havalandırma ihtiyacını karşılama ve dışarı atılan enerjiyi de geri kazanma konusunda bazı çalışmaların yapıldığı bilinmektedir.
Yapılarda aranılacak ısıl korunum önlemleri iklim şartlarına, yapının önemine, kullanma şekline ve ekonomik şartlara göre farklılık gösterir. Asgari ısı korunum önlemlerinin amacı, hesaplanan en düşük hava sıcaklığında yapıyı çevreleyen yapı bileşenlerinin iç yüzlerinde terleme-çiğlenme olmamasıdır. Tam ısıl korunum önlemleri ise yapıda yaşayanların vücutlarından yapı bileşenlerine doğru ışıma yoluyla ısı transferi olmasını engellemeyi amaçlar. Bunun içinde yapı bileşenlerinin iç yüzlerinde 17-17.5 °C sıcaklık olması gerekir. Bir yapının ömrü süresince katlanılacak yatırım ve işletme masrafları en alt düzeye indirilecek önlemlere ise "optimum ısıl korunum önlemleri" denilmektedir.
Mantolama Nedir ?
Dıştan ısı yalıtımına verilen addır.Binaların duvar, kolon, kiriş ve tavan yüzeylerinde dışarıdan sonra yapıştırılarak ve dübellenerek ekrilik reçine katkılı çimento bazlı hazır sıvalar kullanılarak uygulanmaktadır.
Nasıl Yapılır
Yüzey toz ve yağ gibi yapışmayı azaltıcı maddelerden arındırılır,döküntülü ve kabarmış yüzeyler fırçalanarak temizlenir.Isı yalıtım levhalarının yapışacağı yüzey düzgün hale getirilir.
Isı Yalıtım Levhası Yapıştırılması
Yalıtım levhalarının yapıştırılacak yüzünü tamamen kaplayacak şekilde yapıştırıcı sürülür. Daha sonra bu yüzey taraklı mala ile taranır.Yapıştırma harcı uygulanmış levhaları, levhalar arasında boşluk kalmayacak şekilde duvara yapıştırılır.
Köşe Profillerinin Yerleştirilmesi
Köşelerde rüzgar ve su etkileri ile levhalar arkasında zamanla oluşabilecek ayrılma risklerini önlemek ve düzgün bir köşe oluşturmayı kolaylaştırmak köşe profilleri yerleştirilir.
Isı Yalıtım Levhalarının Dübellenmesi
Yapıştırma işlemine ilave levhaların sürekliliğini ve performansını uzun ömürlü bir şekilde sürdürmesi için ısı yalıtım levhaları dübellenir.
Dilatasyon,damlalık ve denizlik profilleri gerekli bölgelerde kullanılır.
Sıva Katlarının Oluşturulması ve Donatı Filesinin Yerleştirilmesi
Isı yalıtım levhalarının üzerine ilk kat sıva atılır.İlk kat sıvayı hemen takiben, donatı filesi ilk kat sıvanın üzerine hafifçe gömülerek yerleştirilir.Sıva kurumadan ikinci kat sıva yapılır.
Boyama
Tercihe göre direkt dış cephe boyası uygulanabilir.Sıva hatalarını örtmek için mineral sıva atılıp mineral sıva üzerine dış cephe boyası uygulanabilir.Veyahut grenli(desenli) dış cephe boyası uygulanabilir.